Jun 11, 2015

Boş Kaleye Atılamayan Gol

Zaman zaman video endeksli sosyal medya ortamlarında, bazen de spor kanallarının eğlence programlarında rastladığımız bilindik bir görüntü vardır: Bir futbolcu, kaleci dahil tüm rakip takımı ekarte edip üç direkle çevrilmiş bomboş kaleyle karşı karşıya kalır ve buna rağmen imkansızı başarıp o golü yapamaz…

Tanıdık geldi değil mi? İşte seçim sonrasındaki MHP, o videodaki golü atamayan futbolcu…

Seçim öncesi propaganda zamanında kullandığı dil, sözünü ettiği vaatler ve soracağını taahhüt ettiği hesaplar baz alındığında, -ki belki de topladığı oyların hatırı sayılır bir bölümünün dayanak noktası bu propaganda sürecidir- MHP’nin karşısındaki rakibin AKP olduğu, kalesine golü atmak istediği ‘karşı taraf’ın AKP iktidarı olduğu oldukça anlaşılabilir. Ki doğal olan da zaten budur. Belki ideolojik ve kendi varlığına temel oluşturan başka ‘karşı taraf’lar muhakkak ki vardır ancak mevcut siyasi konumu itibarı ile esas rakip AKP’dir. Çünkü uzun süredir altının eşilmesi beklenen yolsuzluk davaları başta olmak üzere, açılacak olan hayli kabarık bir hesap defteri var ortada ve on üç yıldır devleti tekeline almış dışa kapalı bir siyasi parti teşkilatı. Zaten seçim sürecinde MHP’nin vatandaştan oy isteme kanallarından biriydi zaten bu konu. Belki de insanlar AKP’den hesap soracağı için oy verdiler MHP’ye…

Fakat seçimlerin üzerinden geçen birkaç günde MHP kendini o kadar dışarı kapadı ki, takındıkları tavır ve kullandıkları dil siyasi bir çıkmazın odak noktası haline geldi… HDP ile asla bir araya gelmeyeceklerine dair söylemleri ve özellikle bu söylemi dile getirirkenki onarılması güç hasarlar açabilecek tarzdaki sert çıkışları, AKP ile koalisyon yapmayacaklarını açıklamaları… Koalisyon yapabilecekleri tek parti CHP, fakat bu koalisyon da dışarıdan destek almadan zayıf bir tablo yaratacaktır; ama MHP, HDP’nin dışarıdan desteğine zaten kapalı… Olası bir CHP-HDP koalisyonuna dışarıdan destek vermeye de kapalı… Peki, neye açık?

Eğer AKP ve CHP koalisyonunu saymazsak MHP’nin takındığı bu tavrın siyasi ortamı götürebileceği tek nokta erken seçim. Peki olası bir erken seçim MHP’ye veya diğer partilere ne katacak? Kısa vadede gidilecek bir erken seçim ve bu doğrultuda partilerin izleyeceği kampanyalar seçmenin bakış açısını büyük ölçüde değiştirmeyecek. AKP’nin üç dönem kuralından dolayı yeniden oyuna dahil olacak eski yüzleri, muhafazakar Kürt oylarının yeniden AKP’ye dönmesini mi sağlayacak? Muhtemelen hayır. Veya AKP’nin oylarının bir bölümü MHP’nin oyu olarak geri mi dönecek? Kesinlikle hayır. Peki MHP tabanı bu kördüğüme nasıl bakacak? Ya da CHP’liler verdikleri oydan vazgeçip AKP’yi tek başına iktidar mı yapacak? Yoksa HDP seçmeni baraj altında kalmayı göze alıp CHP’ye mi oy verecek? Tabi ki hayır. "Kısa vadeli" erken seçim, olağanüstü bir durum olmadığı müddetçe küsuratlar dışında oy oranlarının değişmeyeceği ve kasetin tekrar başa sarılmasına kadar uzanan bir ortamı doğuracak. Başladığımız yere geri döneceğiz yani. Belki tünelin sonunda yine dönüp dolaşıp AKP'nin yanına kar kalacak... Aslında MHP’nin bu uzlaşmaz tavrı neticesinde bir an da olsa  hayli kuvvet kazanan erken seçim ihtimali, cumhurbaşkanının da bugünkü yumuşayan dili ve buna sıcak bakmadığını belli eder yaklaşımı bu ihtimali giderek zayıflattı zaten kağıt üzerinde. Kağıt üzerinde diyorum; çünkü hepimiz biliyoruz ki, bizim tanıdığımız cumhurbaşkanı bir günde beyaz bayrak çekecek, kabuğunu kıracak tarzda bir insan değil. Ulan şimdi düşündüm de, annemden babamdan çok bu adamla iç içeyim, neredeyse onlardan daha iyi tanıyorum Erdoğan'ı. Lanet olsun. Her neyse, bugünkü uzlaşmacı tavrı, daha doğrusu ayrıştırıcı olmayan tavrı diyelim; gizli bir erken seçim projesi, kendisine oy toplama malzemesi doğuracak ortamın sağlanmasını hedefleyen bir yol haritası olabilir. Muhtemel bir AKP-XPARTİ koalisyonunun ülkenin başına getireceği ekonomik ve sosyolojik zararların faturası, tabi ki on üç yıldır ülkeyi yöneten AKP'ye kesilmeyecek, buna eminiz. E haliyle krizi çözme yöntemi olarak başvurulacak erken seçim de bu basit argümanlarla AKP'yi tek başına iktidar yapacak. Sonra belki yeniden başkanlık geyikleri döner filan... Yine de dediğim gibi, bu şekilde planlanmış bir senaryo yoksa eğer, olabilecek erken seçim, bugünkü şartlarda farklı bir sonuç doğurmayacak.

Yine de bu durumda MHP şöyle bir savunma mekanizması geliştirebilir kendince: Seçim öncesi AKP’ye karşı olan tavrının, AKP’den hesap soracağı temelli vaatlerinin tek başına iktidar oldukları zaman geçerli olduğunu, bunu düşünerek hareket ettiklerini, başka bir koalisyonda yer alarak AKP’ye karşı bir mücadele sergilemeyeceğini söyleyebilir. Bu da bir kısım seçmeninin gözünde büyük hayal kırıklığı olur. Ki bu durum seçimler öncesi MHP’nin tek başına iktidar olacağına dair bir inancı olduğunu ortaya çıkarır ki, bu en az Vatan Parti'sinin %10'un üzerinde oy beklemesi kadar komiktir... Ya da AKP koalisyonuna bazı şartları kabul ederek dahil olur ve tamamen olmasa da bir nevi AKP ile mücadele içeren koşullar için kapı açılabilir. Ama AKP’nin bir şekilde söz sahibi olmaya devam edeceği bir konumda kalması, iktidarda yer alması yani, hiçbir zaman istenen şeffaflığın sağlanamaması demektir ve maç en fazla berabere bitebilir bu durumda. Tabi toplum buna ne kadar eyvallah der, nasıl tepki verir o tartışılır. Muhakkak ki MHP’nin de bu durumda, nasıl yol değiştirdiğine dair geçerli bir açıklama bulması gerekecektir.

Aslında tam da bu noktada atılması gereken en gerçekçi adım, yani ortak düşman AKP’nin sonunu hazırlayacak en akılcı yöntem; CHP ve MHP koalisyonuna HDP’nin dışarıdan destek vermesi ya da en kötü durumda MHP ve HDP’nin dışarıdan desteklediği CHP azınlık hükümeti olacaktır. İşte MHP’nin aslında herhangi bir temele dayanmayan, yalnızca salt milliyetçi reflekslerle tetiklenen, alternatif herhangi bir çözümü de bulunmayan ‘kırmızı çizgiler’i, bu fırsatı ortadan kaldırmaya yol açacak gibi duruyor. On üç yıldır devletin başına çökmüş bir AKP, daha doğrusu Tayyip Erdoğan saltanatı söz konusu… O kadar çok ki... Ama o kadar çok; şimdi bir çırpıda hepsini alt alta yazabilmem mümkün değil… Yolsuzluklar, kadrolaşmalar, yandaş kayırmalar, havuz medyası, Soma, Gezi Parkı vs. uzar gider… Hepsini biliyorsunuz… İşte AKP’ye karşı 292 milletvekiline sahip olacak olan diğer üç muhalefet partisinin tam karşısında bunların hepsi. Kale boş… Top yuvarlak… Hepsinin hesabını sorma, suçlunun cezasını verme fırsatı… Sandıktan sonra, kaleciyi de çalımladı işte... Top beyaz çizgiyi geçerse gol... Ama hayır. MHP, teröristle aynı fotoğrafta yer almaz… AKP ülkeyi sömürmeye devam eder, ama MHP toplumsal uzlaşıya, dilleri yumuşatarak akılcı bir çözüm fikrine dahi yanaşmaz… Aferin.

O zaman tam da bu noktada MHP’nin siyasetteki varlığına dair ciddi bir soru çıkıyor ortaya: Bu partinin amacı ne?

Diyelim ki iktidar olmak. Öyle ya; siyasi partiler ve siyasiler, yönetmek ve söz sahibi olmak için mücadele ederler. Ve yine diyelim ki ve biraz da hayal kuralım; bu seçimlerde CHP ile AKP koalisyonu oluşmadı ve MHP hiçbir oluşuma sıcak bakmadı, ister istemez erken seçim oldu ve bu seçimde MHP müthiş bir kampanya yürüttü ve muazzam oy toplayarak tek başına iktidara geldi (Belki başka bir gün Vatan Partisi'nin barajı geçtiği bir hayal kurarız). Peki bu koşullarda, bugün etrafını beton duvarla ördüğü Kürt meselesine dair ne gibi bir hareketi olacak? Bu insanları ne yapacak, nasıl bir yöntem izleyecek Kürt toplumunun düşüncelerine karşı?

İlgili bölgeye bomba atıp insanları yok mu edecek? Soykırım mı yapacak? Siyasi partilerini mi kapatacak? Görmezden mi gelecek? Dışlamaya devam mı edecek? Teröre mi zorlayacak?

Sonra ne olacak? Belki bu tavır, karşı tarafın (partisel bağlamda) bugün barış dilini kullanmasına ve buna yönelik adımlar atmasına rağmen bir savaş başlatacak. Belki ülkenin bölünmesine neden olacak. Binlerce, on binlerce insan ölecek, kim bilir… Belki Kürt halkının da bir nebze kendini sorgulaması, süzgeçten geçirmesi, oluşturulmaya çalışılan barış ortamında uygun bir tavır takınması yahut takındığı bu olumlu tavrı koruması gerekmektedir. Çünkü nasıl bir diyaloğun içinde ne şekilde acılar yaşadıklarını burada kuracağım iki vasıfsız cümle içinde anlatabilmeye sınırlı bilgim yeterli olmaz; keza memleketin dört bir tarafına yayılmış, şehit ailelerinin acılarını ifade etmeye de. İşte bu tavır, bu yıkıcı tavır; ülkeyi bu yöne sürüklemekten başka hiçbir şeye yaramaz, yaramayacak. Oldukça derin ve anlamlı bir analiz gerektiren sosyolojik bir konunun kenarından geçmiş olabilirim ancak bu, neticede barış dili kullanmanın, farklı toplumsal eğilimlerden bambaşka insanların da bir arada yaşayabileceğine inanmanın ve bu yönde olumlu ve yapıcı adımlar atmanın, savaşmaktan çok daha güzel olduğu gerçeğini değiştirmez.

Tüm bu verileri toplayınca; yani MHP vizyonunun kendi milletinden olmayan insanları ateşe verip yakmak, toplu katliamlarla belli bir kesim insanı yok etmek gibi eğilimlere dönüşmeyeceğini bildiğimiz için ya da öyle olduğunu varsayarak, aslında MHP'nin iktidar olmak gibi, ülke yönetiminde söz sahibi olmak gibi bir hedefinin olmadığını, böyle bir durumla karşı karşıya kalırsa ne yapacağını bilmediğini açıkça anlayabiliyoruz. Sonuçta MHP mevcudiyetini yani milliyetçi savunumlarını, karşısında dayanak bulduğu takdirde yaşatabilir. Kürt toplumuyla sağlanacak bir barış yahut tam tersi, Kürt toplumunun dünya üzerinden silinip gitmesi, MHP'nin varlığını anlamsız bir hale getirecek ve tarihte örneği çoktur; bu düşünce yapısının azalarak yok olmasına neden olacaktır. İşte MHP bunun için vardır: Siyasi gündemin içinde kalmak, herhangi bir geliştirici ve düzeltici fikirler üretmemek, toplumun mevcut düzeninin işlemesi için anlık hamlelere ayak uydurmak. Bugün de yapacağı, bundan başka bir şey olmayacak. AKP ile koalisyona girse de, siyasi krize neden olup erken seçime sebep olsa da; kullanılan diller yumuşamadığı ve olaylara karşı yaklaşımlar değişmediği sürece ileri taşıyabileceği bir dünya görüşü olmayacak.

Yalnızca, AKP düzeninden ve Tayyip Erdoğan diktatörlüğünden kurtulma fırsatını ıskalamış olacağız. Hepsi bu. Küçük bir detay işte.

May 13, 2015

Game Over


Korkmuyorsun değil mi? Ne alnından boşalıyor terler, ne de söz konusu bile olmuyor ellerinin titremesi. Sen hiç zifirden karanlık bir odada duvarların inceliklerine ve büründüğü yüzlere de saygı duymadın, biliyorum ve görüyorum sanki deprem oluyormuş duygusu yaratan korkutucu sessizliğin ve yalnızlığın içinde kaybolmadığını da. Çünkü belki betondan, belki çamurdan, bir şekilde neticede siyahtan ve karanlıktan; kısacası ölümün soğuk tutmuş o vertikal yüzünden, bir kuple de belirsiz nakaratından taşımadın ceplerinde. Sınırları cetvelle belirginleştirilmiş ülkelerin en büyük, en uzun ve en gaddar şeytanı, kalemle üzerinden defalarca geçilmiş şehirlerin sınırları; siz buradan çekilin, parası neyse alalım ne varsa gerisinde kalanı. Yeter ki püsküllü rahatınız bozulmasın. İpek kumaştan üretilsin diyagonal çizgili kravatı. Bir kalbin içinde kaç tane kapakçık olduğunu düşündün mü hiç veya kaç kapakçığın içine sığabileceğini bir kalbin? Olmayan yaşam odalarında yok olan odasız yaşamları? Yağmurlu günde çorabı ıslak, çamaşırı yırtık. Bir kuru ekmeğe katık edebilmek için bir beyaz domatesi, nasıl bir oyun oynamak zorunda kalabiliyor insan; gördük. Bir de çeyrek kalıp eskimiş peyniri. Çünkü bu bir oyun olmalıydı. Ateşlerin içinde, otoban korkuluklarında, inşaat çukurlarında veya kömür madenlerinde ölebiliyorsa birileri, insan yapımı aptalca bir oyun olmalıydı bu yalnızca. Tuşa bas; koşsun, ateş et ölsün. Game over. Tekrar başla. Dıkşın! “Oğlum yeter, biraz da ders çalışsana.” “Tamam anne!” “Baban sen okuyasın diye çalışıyor sabah akşam demeden.” “Tamam anne!” Baban sana defter alabilmek için ölüyor. O deftere geleceğini yazabilesin ve hangi 'level'da öleceğini seçebilesin diye: pi re kare! Ve kimse uyarmıyor en başta: BU BİR OYUN DEĞİLDİR VE YALNIZCA BİR CANINIZ VARDIR.

Apr 14, 2015

Sözgelimsel: (Dokuz) Soyut

işte tam o sırada
cılız bir virgülün kömür bir noktayla sınandığı
ve
ayın karanlık yüzünden
delik deşik eskimiş yüreğinden
çaresizce utandığı
gecenin ne gece
gündüzün ne gündüz
ne de kelimenin
kelime
sayılamadığı bir sırada
döndü köşeden
sireni cırtlak ışığı parlak bir
metal polis arabası
ve bütün
soyut kavramlarımızı
götürdü bileklerinden kelepçeleyip
geçmeden yüzümüzün yarası
ne yalnız kalma telaşı
ne yalnız kalma merakı
ne tükürüklü bir hapşırık
ve sahi sen de çok yaşa
ne de çiçek koklama
becerileri
hatta durma kalk
dönüyoruz en başa
henüz boyanmış evlerin
yağlı boya kokuları
ve ağrılı bir baş döngüsü
bir savaş meydanından ödünç kaldı
kurutulmuş toprakların
oyunbozan süngüsü
merhaba hazreti isa
tanışalım mı ben çok güzel bir kadınım
yeniden doğmak için
bir kez öldük ve son kez değildi ilk kez ölümümüz
uyan isa geliyorum çok güzel bir kadınım
ben didaktik dilinim ve en doyumsuz tadınım
meryem ananın çıplak sırtı
meryem ananın çıplak sırtına doğru
süzülen saçları
-çarşamba akşamlarında terli ve ıslak-
-perşembe akşamlarında adeta bir kısrak-
galiba utanıyorum ve tanrı olmaya
kalmadı cesaretim
biliyorum ki doyuramayacağım açları
yuvarlak bir masada
ölü balıkların sonsuz açık gözleri
göz kararı limon ve bir parça yeşillik ile
okyanustan borç isteyip
dibi tuzsuz denizlerden sakınarak yüzümüzü
keman çalıyoruz
düz bir çizgide ilerletemiyoruz çünkü
dünyayı kurtaracak olan
o büyülü sözümüzü
dilimizde eskitilmiş bir şarkı
tükeniyor muhakkak tükenecek
önce kemandan özür diliyoruz
sonra
okyanuslara mektup yazıyoruz
okyanusun okuma yazması yok
bütün maviliğim senin olsun
bütün maviliğim bütün kara parçalarına inat
bütün oksijen ve hidrojen
evliliklerine
benim bütün maviliğim
küçük bir su birikintisinin
nisan güneşinde
gökyüzüyle cilveleşmesinde
saklı
bu bir tarih yanılsamasıdır
kim anlatıyor bizlere bu dersi
gerçek olmayan ölümlerin
hayli gerçek olan doğumları
bazı gerçek tanrıların
aslında hiç tanrı sayılmaması
-bilhassa mümkündür tam tersi-
gibi
uzun hasan efendi
demir yumruk piyale paşa
kadehkıran yusuf hoca
kırmızı ışıkta önce sağa bakın ve
atlayın sonra yola
belki ölürsünüz
belki gazetede haber olur
ölümünüz
ve işe yaradığını görürsünüz
çünkü uçak diye bir aletin
icat olduğundan haberdar değilsiniz
televizyonda komedi programı
seyretmek gibi bir alışkanlığınız
zaten olmadı
kağıt üzerine yazı yazmanın
büyü olup olmadığından bile
emin değilsiniz
bu yüzden kapatamazsınız
ışıkları çıkarken
tesla henüz doğmadı
ve mum ışığında büyütemez sizi odalar
unutmak diye bir spor geliştirdik
ve unutuyoruz sabah öğle akşam
günde üç öğün
çağımıza ayak uyduruyoruz
soyut bir gerçeklikle
kapanırken
enteresan sesler çıkaran kapılar

Mar 13, 2015

Enstrümanların Mucidi Tanrıdır

Sahne karanlıkken başlar klarnet solosu. Sonra ışıklar açılır, bütün enstrümanlar duyulur… Koro hep bir ağızdan orkestraya eşlik ederken, Bay Felton ve İnsanoğlu resitatif bir şekilde uyarlar müziğe.

KORO:
Tanrının elinde bir sihirli değnek
Madem ki yarattık izini sürmek gerek
İnsanlar aç şimdilik ve kavunları kelek
Gayet toz ki pembesi sanki bir melek!

BAY FELTON:
Üzerinde yürüdüğüm
Kaygan bir keman yayı
Sağımda güney kutbu
Solumda ekvator çizgisi
Kulağımda akortsuz bir gitar teli
Nereye denk gelirse parmağım ucu
Bakışlarım asimetrik ve şaşı
Elbet buluruz bir kuru ekmek
Ve birkaç tabak aşı
Sırası değil şimdi
Geçim derdi ve yaşamak telaşı
Kürkümü getirin gardırobumdan
Biraz tadacağım hayatın ben de
Krem tabakasından
Ve suyundan
Takdir edersiniz ki bu benim de hakkım
İnsan olmak zor
Peki tanrı olmak kolay mı?
Bu öylece aklın alacağı basit bir olay mı?
Verin kılıcımı şimdi
Boydan boya kuşanacağım
Yağmurlar yağdıracağım önce
Şimşekler göndereceğim sonra
Hayır hayır vazgeçtim
Bir porsiyon tatlı söyleyeceğim kendime
Canım çekti

KORO:
Ayna ayna söyle bana
Bir tanrı var mı dünyada?
Kendi yüzümdeki çizgilerden
Gözlerimdeki tuzlu yaşlardan
Saçlarıma düşen aklardan
Başka hiç kimse
Görünmüyor aynada

İNSANOĞLU:
Demiyoruz ki Fenelon haksızdır
Hatta demiyoruz ki Fenelon haklıdır da
Bilinçsizce doğuyoruz
Gayet bilinçli bir şekilde ölüyoruz
Gözümüze sokulan filmleri görüyoruz
Biz yalnızca
Fenelon’u tanımıyoruz hatta yeri geliyor
Bir de türkü tutturuyoruz
Sazın telinde can buluyor
İnsan olma arzumuz
Tanrıya hesap sormak bize göre değil
Bazen çiçek gibi açıyor benzimiz

Tüfek icat olunca
Mertlik bozulacaktı illa ki
Bir incir yaprağından
Toplum sözleşmesine
Üst üste koysak çekilen acıları
Uzanır buradan
Karasevdalılar çeşmesine
Belki bir yol olurdu
Belki renksiz bir dönme dolap
Herkes son nefesinde gülebilseydi
Söylesene; ne olurdu?

Dünyanın az biraz dışına
Birkaç buçuk merkür öteye alalım sizi
Tanrıtanımaz haçlılar
Sınırları kalemle çizilen
Hatta denizlerde yüz üstü yüzülen
Saykodelik mohaçlılar
Gecesine kan bulaşmış
Toprağında gezilen
Burası bizim
Burası sizin
Güzelce el sıkışıp helalleşelim
Sırtımızdan vuracak birileri
Şüphemiz yok
Dizlerimiz yere doğru kırılınca
Belli etmeden haberleşelim

KORO:
Samanlık seyran olunca
İnsanoğlu heyran olur bu duruma
Durumun Godot’yla bir ilgisi yok
Godot tamamen bir muamma
Ama bir beklemesi var ki
Tadından yenmez
Ağzını sıkı sıkı kapa
Yasaktır
Tanrı yok denmez

BAY FELTON:
Dört nala koşuyorum üzerinde
Başlıyorum birden
Seksen sekiz tuşu var piyanonun
Çalınan şarkılar bana ait
Üzerinde hakkım var senaryonun
Birinci kemandan
İkinci kemana
Sözünden güftesine
Masasından sehpasına
Hepsi benim biliyorum
Siz lafımdan şaşmayın
-Yeter ki biraz da sınırı aşmayın-
İstemiyorum ne telif hatta ne de melif
Ezberinizden okuyunuz
Elinizi açınız
Duyuyorum vav he hatta lamelif

KORO:
Dünya bir şarkıdır
İnsanoğlu sözleri
Bir gün zamanı dolunca
İster istemez
Kapanıyor gözleri
Üzülerek söylemeliyiz ki
Hikayemiz kanlıdır
Fakat bir gerçek var ki
Enstrümanların mucidi tanrıdır

Savaşların
Ve
Ölen çocukların da

Mar 6, 2015

Uçmayı Öğreteceğim Kuşlara

Uçun kuşlar uçun İzmir’e doğru
Yahut herhangi bir coğrafi yerleşkeye
Yanlış veya doğru
Uçun yeter ki siz
Mühim değil fark etmez
Hiç önem arz etmez
Batı veya eli kanlı doğu
Koşun atlar koşun
Yerde kalmasın tek bir toz bile
Dört nala olsun ölümünüz diye
Koşun atlar koşun
Sırtınızda insanoğlu
Ne kadar yüce ve bir o kadar da zahmetli bir iş
Koşun atlar koşun ilk hedefiniz
Deklanşör ve foto finiş
İleri!

Uç demekle uçmuyor kuşlar
Uçmak büyük mesele insanoğlu için
Bulutların üzerinde yürümek
Gökkuşağından bir salıncakta sallanmak
Hep masal
Toz pembe hayaller
Gerçekleşse bile insanın uçması
Muhakkak ki unutulur giderler
Sıradan ve gelişigüzel
Bir başka uçuşlara kadar
Ayın delikli yüzeyine ayak basmışlığımız var
Uçmak büyük mesele insanoğlu için
Uç demekle uçmuyor kuşlar
Koş demekle koşmadığı gibi
Atların
Koşun atlar koşun İzmir’e doğru
Sırtınızda insanlar var

Bir çocuk ağlayacak karanlıklarda
Kimsenin haberi olmayacak
Ağladığından bir çocuğun
Sen kahve içeceksin bir akşamüzeri
Bir fotoğraf çekeceksin belki
Yoldan geçen kediyi sevebileceksin
Bir vapur Kabataş’tan hareket edecek
Bir oyun daha sahnelenecek üstelik
Yüksek tepelerdeki karlar bile eriyecek
Çocuklar kararacak aydınlıklarda
Ağlayacaklar
Evlerine kapanıp oyuncaklara sarılıp
Artık ağlamaktan utanır olacak herkes
Suyun yeşilimsi maviliğine darılıp
Ağlayın çocuklar ağlayın
Bu dünya sizin için fazla büyük
Nedamet etmez hiçbiri
Geçmiş zaman olur unutulur gider
Bu sizin için ağır bir yük
Ağlayın çocuklar ağlayın
Bütün unutulan hatıralara
Alacağınız olsun bu dünyadan
Kirlenmemiş elinize şekerden boyadan
Ağlayın çocuklar İzmir’e doğru
Çocuk olamayanlar utansın

Uçmayı öğreteceğim kuşlara
Bir gün hiç göremedikleri yıldızlara
Uçabilsinler diye

Uçmayı öğreteceğim kuşlara
Bir gün hiç göremedikleri dünyada
Ölebilsinler diye

Dünyanın etrafında
Devinimsiz bir tur atacak diye
İnsanların önüne
Beyaz bir örtü serecek diye
Öldü Macellan
Ölmeyi kimseden öğrenmedi Macellan
Aferin Macellan tırnakların uzamış
Cesedin tabutuna sığmamış
Duydum
Dünya yuvarlak biliyoruz artık
Uzaya giderken kulağını çınlattık
Dünya acılarla dolu
İçler acılarla
Beşbenzemez türlü farklı acılarla
Öl Macellan öl Sabrosa’ya doğru
Kuşlar dönecek mezarından
Uyu Macellan uyu
Ölmen bir işe yaradı en azından

Uçmayı öğreteceğim kuşlara
Uçmayı öğreteceğim kuşlara

Bir mendil
İçerisinde acı barındırıyorsa kanar yalnızca
Kılıçtan keskin
Gökyüzünden daha ağır
Hatıraların gözleri kör ve
Kulakları sağır
Pardon beni hatırladınız mı
Karşıdan karşıya geçerken
Bir arabanın altında kalıp ölmüştüm
Hani bütün öğlen güneşini
Kayıtsız şartız ortadan ikiye bölmüştüm
Çantanızı diğer omzunuza alıp gitmiştiniz
Köşedeki marketten
Soğuk bir su alıp içmiştiniz
Artık uçabiliyorum
Dilimden kurtulmuyor canlılar
Hatırladınız mı
İş işten geçmiştiniz

Uçmayı öğreteceğim kuşlara
Bir gün hiç göremedikleri yıldızlara
Uçabilsinler diye

Uçmayı öğreteceğim kuşlara
Bir gün hiç göremediğim yıldızlara
Uçabileyim diye
Uçmayı öğreneceğim kuşlardan